Bir zamanlar Devrimci Yol, Halkın Kurtuluşu ve Kurtuluş siyasi hareketinin taraftarı 78 Kuşağı Kıbrıslılar. Yıl 2008. 1978’in üzerinden 30 yıl geçmiş olsa da, 6 Mayıs’ta Denizleri, 30 Mart’ta Kızıldere’yi anmak için bir araya gelmeye devam ediyorlar. Aralarında 68 ve 78 Kuşağından Mahir Sayın ile ODTÜ’de öğretim görevlileri derneğinde yıllarca yöneticilik yapan Yakup Kepenek de bu hatıra fotoğrafına dahil olanlardan.
Karanlığa söveceğine kalk bir mum yak.
KONFİÇYÜS
78 KUŞAĞI, 68'İN YENİLGİSİ ÜZERİNE İNŞA EDİLDİ
Türkiye’de 12 Mart 1971 askeri rejimi sadece 68 Kuşağının genç liderlerini katletmek, işkence tezgahlarından geçirmek ve hapsetmekle sınırlı kalmamış, geniş çaplı tutuklamalara girişerek, kamuoyunda ismi öne çıkmış eli kalem tutan, solcu, aydın, demokrat, gazeteci, yazar, öğretim görevlisi, öğretmen, sendikacı, üniversiteli genç ne kadar muhalif varsa hepsini de hapse atmış, birçoğunu da yine işkenceden geçirmişti.
Bu nedenle 68'in külleri üzerinde doğan 78 Kuşağı, sanırım biraz da bu nedenle devletle hesaplaşmak üzere 68'den daha radikal olmaya aday bir kuşaktı.
12 Mart askeri rejimi, 14 Ekim 1973 tarihli milletvekili ve senato seçimlerinden sonra, siyaset sahnesinden bir miktar geriletilmiş olarak çıktı. Böylece seçimlerle birlikte siyaset sahnesindeki söylemler de ağır ağır sivilleşmeye başladı. Ortaya çıkan göreli “sivil ve demokratik ortam” ile birlikte de 68 Kuşağı ve yeni dönemin üniversiteli gençliği birlikte siyaset sahnesine çıkarak yeniden örgütlenmeye giriştiler.
Milletvekili seçimleri sırasında ve hemen sonrasında, 68 Kuşağı kadrolarının çoğu hala içeride, yani hapisteydi.
Ama dışarıda 68’in örgütleri THKP-C, THKO ve TİİKO yeniden kurulmaktaydı. TSİP ve arkasından TİP ile TKP’de ağır ağır siyasi sahnede yerlerini almaya başlamışlardı. Yeniden kurulmakta olan illegal ve legal tüm demokratik kitle örgütü, siyasi hareket ve partiler ile yöneticileri, bir kısmı 68’liler, diğer bir kısmı da üniversite çevrelerin olmak üzere daha çok gençlerden oluşuyordu.
ÖNCELERİ DAYANIŞMA HAKİMDİ
1974 sonrasında yeniden kurulmaya başlayan bu örgütler arasında ilk zamanlarda dayanışma ve kardeşlik duyguları hakimdi. Hepsi de kendi aralarında kavgaya tutuşmayacak kadar sorunsuz ve birlikteydiler.
1975 yılının son aylarında bulunduğum Ege Üniversitesi Bornova ve İnciraltı yurtlarında, Sovyetler Birliği’nin Sosyal Emperyalist olduğunu öne süren ve aralarına benim de dahil olduğum THKO-Yoldaş dergisi taraftarları ile Sovyetler Birliği’nin Sosyalizmin Anavatanı olduğunu ileri süren TSİP ve İGD’liler arasında kavgasız gürültüsüz siyasi tartışmalar yapılabiliyordu.
Ege Üniversitesi Bornova Yurtları’nda birkaç ay sonra yayınlanacak ve bu gazetenin kimliğiyle Halkın Kurtuluşçusu olarak anılacak gençler, yine aynı şekilde İGD ve TSİP sempatizanı gençlerle girdikleri siyasi tartışmalarda; beş yıl sonra Sovyetler Birliğindeki kapitalist dönüşümün ortaya çıkacağını, karşı taraf da beş yıl içerisinde SB’nin Komünizme geçeceğini iddia ederek bahse tutuşur gibi gayet barışçıl bir biçimde tartışabiliyorlardı.
Aynı yılda benzer şekilde İzmir’deki Kıbrıslı öğrencilerin devam ettiği dernekte de siyaseten (Sovyetler Birliği’nin Sosyalizmin Anavatanı kabul edenler ile Sovyetlerin Sosyal Emperyalist bir ülke olduğunu öne sürenler) ikiye bölünmüş olsak da demokratik ve barışıl bir biçimde tartışabiliyorduk.
Ancak ülkücüler üniversite veya yurtlara karşı saldırı düzenlediği anlarda, tek bir vücut halinde bu saldırılara karşı konabiliyordu.
78'LİLER SAHNE ALIYOR
68 Kuşağının önde gelen üç örgütü THKP-C, THKO ve TİKKO’nun hayatta kalan yöneticilerinin bir kısmı, CHP-MSP koalisyon hükümetinin kurulmasından bir süre sonra siyasi aftan yararlanarak hapisten çıkarlar.
68'lilerin hapisten çıkmasıyla, hapiste iken yeniden kurulmalarına önayak oldukları, katkı koydukları bu üç örgütün merkez yönetimlerinde yer alırlar.
Kısa bir süre sonra gerek bu örgütlerin kendi içlerinde, gerekse aralarında devam eden fikirsel ayrılıklara ilişkin siyasi tartışmalar sertleşir. Yoğunlukla Türkiye Devrimi ve uluslar arası komünist hareket konusundaki antlaşmazlıklara dair oldukça sert tartışmalar patlak verir. 68’in yeniden kurulan bu örgütlerinin siyasi kimliklerine doğal isim babalığı yapacak olan haftalık gazete ve dergilerin yayınlanmasıyla, ayrılıklar daha da derinleşerek siyasi netlik kazanmaya başlar.
1975 yılından itibaren kurulan bu örgütler, daha sonra çıkardıkları haftalık yayın organlarının adları ile anılmaya başlanır. Esas olara yukarıda ismi verilen 68 kaynaklı bu üç örgütten türeyen, 78'in siyasi hareketleri, bir nevi ikinci kimliği olan bu gazete ve dergi adlarının yanısıra binlerce genci kısa zaman içerisinde kendi örgütlenmeleri ekseninde toplamayı başarırlar.
Örneğin THKO-Yoldaş dergisi etrafındaki örgütlenme Halkın Kurtuluşu gazetesinin yayınlanmasıyla Halkın Kurtuluşu taraftarlığına…
THKP-C grubu Devrimci Gençlik dergisi, sonrasında yayınlanan Devrimci Yol gazetesi ile Devrimci Yol’culuğa...
Yine THKP-C'den ayrılan bir başka grubun çıkardığı Kurtuluş Sosyalist Dergi isimli yayın organı, KSD veya Kurtuluş siyasi hareketine...
Ve yine THKP-C'nin içerisinden bir başka grup da çıkarmış oldukları “Türkiye Devriminin Acil Sorunları” kitapçığı ile "Acilciler" örgütüne...
Ve hatta yine THKP-C içerisinde Militan Gençlik dergisi, sonradan Halkın Yolu ve Halkın Yolcusu olarak anılmaya...
TİKKO, Halkın Birliği gazetesinin yayın hayatına başlamasıyla gazetenin bu ismi örgütün ikinci bir kimliği olarak anılmaya…
Böylece yukarıda ismini zikredilmeyen daha birçok siyasi hareket ve fraksiyon, kısa süre sonra benzer şekilde ayrışıp saflaşmaya, böylece birçok örgüt yayınladığı gazete ve dergilerle anılmaya başlarlar.
78'in kurulmakta olan bu siyasi hareketlerinin taraftarları, başlarda, gazete ve dergilerin yanı sıra Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmi, Marksist mikro ekonomik kavramları, Emperyalizm, Sosyalizm, Leninist Devlet ve Devrim teorilerini ve daha birçok Marxist kavramı, aralarında eğitim çalışmaları düzenleyerek öğrenmeye girişirler...
Öte yandan aynı anda da Ülkücülerin saldırılarına karşı okullarda başlayan kavgalarda “Özerk ve Demokratik Üniversite” mücadelesini başlatıp, daha geniş kapsamalı olarak kendi gençlik örgütlenmelerini oluşturmaya koyulurlar.
Başlarda 68'lilerde olduğu gibi yüksek öğrenim gençliği içerisinde başlayan örgütlenmeler giderek toplumun diğer gençlik kesimlerine de sirayet eder. Bildiriler basılıp dağıtılmaya, kentlerin görünebilir noktalarına afişler asılmaya, duvarlara sloganlar yazılmaya başlanır. Bu arada kalabalık gösteri ve mitingler tertip edilir. Böylece “Özerk ve Demokratik Üniversite” mücadelesiyle yetinmeyen yüksek öğrenim gençliği, toplumsal ve siyasal sorunlara al atmakta gecikmez.
DERİN DEVLET DAHA İŞİN BAŞINDA DEVREYE GİRİYOR
Ülkücülerin üniversitelere düzenledikleri planlı ve organize saldırılar, mahalle baskınları, pusu kurup siyasi cinayet işlemeleri, Devrimci gençleri, ülkücülere ve rejime karşı savunmasını pasif yöntemlerle değil, şiddet yöntemlerini kullanarak karşılamaya yönlendirir. Ülkücülerin sayıca az olmaları, koalisyon hükümetinin ortağı Başbuğlarının teşviki, onları teorik olarak hemen hemen benzer şeyleri dillendirdikleri derin devlet ile sıkı bir işbirliği yapmaya yöneltir ve bu işbirliği "eşyanın tabiatına uygun bir olay" şeklinde gelişir. Böylece Türkiye’de siyasi tansiyonu yükseltecek çatışmalar, suikastlar, provokasyonlar hatta toplu katliamlar için gerekli siyasal zemin daha 78'in ilk yıllarından itibaren yaratılmış olur.
Devrimciler, şiddete karşı şiddetle karşılık vermek üzere silahlanmaya koyulurlar. Çok sürmez. Kısa bir süre sonra şiddet 78 Kuşağı siyasi hareketleri tarafından içselleştirilir.
Yaşça çok genç kalabalıkların şiddet eylemlerinde yer alması, olayları provoke ederek yönlendirme deneyimine sahip Özel Harp Dairesi vb. derin devlet kuruluşlarının sürece daha kolay dahil olmalarını sağlar.
78 KUŞAĞI BÖLÜNÜRKEN
Adına 78'liler denecek olan bu kuşak, başta büyük kentler olmak üzere birçok kasabada, kamuoyunda siyasi duyarlılığı, politizasyonu artırır. Böylece siyasi kamplaşma hız kazanır. Bu da şiddeti yaygınlaştırıp, kalıcılaştırır. Yeni siyasi ortam kısa sürede kanıksanmaya başlayınca da Türkiye’de genel olarak şiddet ve siyasal ayrışma keskinleşir. Tabii aynı siyasi saflaşma sol içerisinde de yaşanır. Böylece başlarda sol hareketler arasındaki kardeşlik ve dayanışma duygusu da, siyasi şiddet ortamında adeta buhar olup uçuverir.
CHP ile AP, Ecevit ile Demirel bile bir askeri darbe olasılığına rağmen, ülkede şiddetin hızla yaygınlaştığı siyasi anaforun peşinden sürüklenerek, ortak hükümet kurmak bir yana, bu olasılığı konuşmaya dahi yanaşmazlar.
Sonuçta rejimin bu iki büyük siyasal partisi gibi, 78 Kuşağı sol arasında da zaten cılız ve köksüz olan “eylem ve söylem birliği", eylemlere hangi siyasi hareketin önderlik edeceğine dair patlak veren kavgalara da yol açınca, Türkiye'de 78 Kuşağı yılları, olayların dışında kalanları için ancak siyasi bir kaosu andıracaktır.
Bölünme ve çatışma kültürü, 78 Kuşağı siyaset sahnesine çıktıktan kısa süre sonra sürece adeta damgasını vurur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder