2 Şubat 2010 Salı

II. BÖLÜNEREK ÇOĞALMAK BİR 78 KLASİĞİYDİ:


Yıl 1976. Aylardan Kasım ya da Aralık ayı olmalı. Ali Nebih, ben ve Halil Şentuğ. Masadaki havaleli kitabın kapağında ‘Stalin’ ve ‘Leninizm’in Sorunları’ yazıyor. Bir kitap daha var. Lenin’in Devlet ve İhtilal’i ya da Emperyalizm kitabı olmalı. Bu fotoğraf Ankara’da Kıbrıslı öğrencilerin kaldığı Aşağı Ayrancı yurdunda çekildi. Ali ile adaşım Halil İzmir’den gelmişler. Az sonra Kıbrıslı öğrencilerin Ankara’daki derneğine, AKÖK’e gideceğiz. Öğleyin İGD-HK tartışmalarının ağırlıklı yanını oluşturacağı tansiyonu yüksek tartışmalarımız, hava kararıncaya kadar nefeslenmeden susuz, çaysız, simitsiz, aralıksız sürecek.



Önyargıları kırmak bir atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.
A. EINSTEIN
BÖLÜNEREK ÇOĞALMAK
78’in siyasi hareketleri arasında Devrimci Yol, galiba en doğurgan olanaydı. 68 Kuşağının THKP-C’sinden hayatta kalan Devrimciler ve yeni kuşaktan çıkan kadroların da katılımıyla doğan Devrimci Yol (Dev-Yol) hareketi sadece en doğurgan değil, sanırım Türkiye 78 Kuşağının en kalabalık taraftar kitlesine de sahipti. Haliyle en çok bölünme de yine bu siyasi hareket içerisinde yaşandı. Dolayısıyla 68 Kuşağı THKP-C’sinin devamı olduğunu öne süren Dev-Yol, 78 Kuşağı yıllarında yeni siyasi hareketlerin ortaya çıkmasında adeta bir merkez rolü oynadı.
Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kurulan ve 68 Kuşağına damgasını vuran örgütlerden THKP-C'de, 78 Kuşağı döneminde daha ilk başta görüş ayrılığına düşen ve ismini de çıkardığı haftalık gençlik dergisinden alan Militan Gençlik oldu. Sonrasında aynı grup, yayınlamış olduğu haftalık gazetesi olan Halkın Yolu ismiyle anılmaya başlandı. Bu siyasi hareket geçmişin (68 Kuşağı) değerlendirilmesi, uluslar arası komünist hareket ve buna bağlı olarak ÇKP (Çin Komünist Partisi) ile SBKP (Sovyetler Birliği Komünist Partisi) arasındaki ihtilafta, ÇKP ve önderi Mao Zedung yanında yer aldığını açıkladı. Dahası Sovyetler Birliği’nde ekonominin sosyalist niteliğinin ortadan kaldırılarak yerine kapitalizmin restore edildiğini ilan etti.
Halkın Yolu ayrıca 68 Kuşağının siyasi olarak halktan kopuk “öncü gerilla” gruplarıyla maceracı bir siyasi çizgiye savrulduğunu, Türkiye’de Devrim’in zaferi için kitlelere ve siyasal bir partiye ihtiyaç duyulduğunu öne sürdü.
THKP-C’nin lideri ve aynı zamanda teorisyeni olarak bilinen Mahir Çayan’ın Türkiye Devrimi için önerdiği “öncü savaşı” ve buna bağlı “silahlı propaganda” teorisinin Türkiye pratiğinde uygulanmasına yönelik tartışmalar, 78 Kuşağı döneminde Acilciler (1) isimli bir başka örgütün daha ortaya çıkmasına neden oldu. Bu örgüt, önce Gülten Çayan grubu (2) ile birleşecek, daha sonra ondan kopacak ve o sırada bu grup tarafından yazılmış tek kitap olan “Türkiye Devriminin Acil Sorunları” ile kendini tanıtacaktı. Bu kitabın yazarı olan Engin Erkiner’in anlatımına göre, örgütün kadrosunun tamamına yakını daha ilk eyleminde ya öldürülmüş, ya yaralanmış, ya da yakalanmıştı. (3)
Halkın Yolu ile Acilcilerin kopması sonrasında da THKP-C kadroları arasında siyasi tartışmalar dinmek bilmez. “Kurtuluş”, ya da ismi çıkardığı dergi ile özdeşleşen KSD (Kurtuluş Sosyalist Dergi) bu örgütlenme içerisinden çıkan bir başka siyasi hareket olur. “Bu Dev-Yol, Kurtuluş ayrılığı aslında kişisel nedenlerle gibi başlayan, özünde ise geçmişin değerlendirilmesi üzerine yan yana gelemeyeceğini anlayan grupların yavaş yavaş ayrışması biçimindeydi.” (4) KSD yanlısı kadrolar 68 Kuşağı THKP-C’sinin, Kemalizm’i küçük burjuvazinin en sol kanadının milliyetçi ve anti-emperyalist unsurları olarak değerlendirmesine karşı çıkıyor, kitlelerden kopuk (öncü savaşçı), dağınık ve silahlı mücadele yönteminin sınıf savaşını salt silahlı mücadeleye (silahlı propaganda) indirgeyen teorisini eleştiriyordu. KSD isimli dergide yayınlanan yazılarda, ayrıca Kürdistan’ın Türkiye’nin sömürgesi olduğu tespiti yer almış, Dev-Yol ile bu konuda da ayrılığa düşülmüştü. Kurtuluş, Dev-Yol ile Halkın Kurtuluşu’ndan sonra gençlik arasında en kalabalık taraftar kitlesine sahip bir siyasi hareket olarak 78 Kuşağı içerisinde önemli bir yer tuttu.
THKP-C’nin siyasi tezlerine sahip çıkmakla birlikte uygulamada pratik gerekliliklerini yerine getirmediğini öne sürerek Dev-Yol’dan ayrılan diğer bir siyasi grup ise Devrimci Sol (Dev-Sol) oldu. Dev-Yol yönetiminin, Mahir Çayan’ın ortaya koymuş olduğu Türkiye Devrimine ilişkin siyasi tezlerinden gerçekte vazgeçmiş olduğunu, ancak bunu açıkça ilan etmediğini öne süren Dev-Sol’cular, Mahir Çayan’ı hala savunuyormuş gibi gözüken Dev-Yol yönetimini bu konuda geçmişin siyasi mirasını istismar etmek ve oportünistçe davranmakla suçluyordu.
Dev Yol’a gelince. Kadrosunda THKP-C ve 78 Kuşağı üniversiteli gençlerle, derneklerde, sendikalarda ve halk katmanlarında giderek çoğalan ve önemli sayılabilecek etkisi olan Devrimci Yol, 12 Eylül 1980 tarihine kadar siyasi partiye dönüş(e)meden bir siyasi hareket olarak adından en çok bahsettiren örgütlerden birisi oldu.
Üniversitelerde etkin olan Devrimci Yol hareketi, Ankara’da ve özellikle ODTÜ’de geniş bir taraftar kitlesine sahipti. Türkiye’nin birçok ilinde ve ilçesinde kısa adı DEV-GENÇ olan derneklerde kalabalık bir taraftar kitlesine sahipti. Zaman zaman Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde yalnız başına düzenlediği mitinglerde çok sayıda insanı biraraya toplayıp yürütebiliyordu.
Sanırım Dev Yol’dan sonra Halkın Kurtuluşu da Türkiye’nin hemen her kentinde taraftarları olan 78'in etkili ve militan bir siyasi hareketiydi.
Yönetim kadrosunun çekirdeği, ismi 68 Kuşağına sembol olmuş Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının THKO’sunun (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) hayatta kalan üyelerinden oluşuyordu. Türkiye’nin birçok kentinde kurulan Yurtsever Devrimci Gençlik Dernekleri (YDGD) ile bu derneklerin Türkiye çapındaki bir üst örgütlenmesi olan Yurtsever Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (YDGF) oldukça dinamik bir gençlik örgütlenmesiydi.
78 Kuşağının diğer hareketleri gibi ismini haftalık gazetesinden alan Halkın Kurtuluşu’nun merkezdeki yönetim kadrosunda, 68 Kuşağı THKO örgütünde mücadele vermiş kişilerin olması gençlik arasında popülerliğini artırıyordu
12 Eylül 1980 yılından önce bir süre Türkiye Devrimci Komünist Partisi - İnşa Örgütü (TDKP-İÖ) olarak da faaliyet gösteren Halkın Kurtuluşu hareketi daha sonra ve 12 Eylül’den kısa süre önce sonundaki İÖ’yü de atarak TDKP’ne dönüştüğünü ilan edecekti.
Halkın Kurtuluşu 68 Kuşağı solu “küçük burjuva maceracı” siyasi çizgisi nedeniyle eleştiriyor, buna karşılık, Deniz Gezmiş ve idam edilen yoldaşlarını, onları kurtarmak için Kızıldere'de katledilen 68'lileri ve 12 Mart Askeri Rejimi tarafından katledilen bütün 68 Kuşağı Devrimcilerini düzene karşı cesur, fedakar ve kahraman birer savaşçı olarak ilan ediyor, Marksizm-Leninizm’e inançlarını öne çıkarıyordu.
Bu arada Halkın Kurtuluşu’nun da, TDKP öncesinde hareketten koparak ayrılan kadrosu ve taraftarı nedeniyle önemli sayılabilecek bir bölünme geçirdiğini belirtmiş olalım.
Aslında 68 Kuşağı THKO'sunun içerisinden, sadece Halkın Kurtuluşu hareketi çıkmamıştı. THKO- Mücadele Birliği, THKO’dan türeyen ve içerisinde 68 Kuşağından kadroların da bulunduğu, ancak Halkın Kurtuluşu’na göre çok daha az sayıda taraftara sahip bir örgütlenmeydi. Bu siyasi hareket, Halkın Kurtuluşu’nun savunmakta olduğu Sovyetler Birliği’nin Sosyal Emperyalist bir ülke olduğu yolundaki siyasi görüşü reddediyordu. Buna karşılık kendi örgüt elemanları ve taraftarları için yayınlamış olduğu “Sovyet Sosyal Emperyalizmi, Sosyal Şovenlerin Savunduğu Bir Tezdir” isimli broşüründen de anlaşılacağı gibi Sosyal Emperyalizm savunucularını (yani Halkın Kurtuluşu'nu) sosyal-şoven olmakla suçluyordu. SBKP çizgisine oldukça yakın siyasi görüşleri benimseyen THKO-Mücadele Birliği daha sonra Kamil Doğan ile Teslim Töre’nin liderliğinde 12 Eylül öncesinde partileşerek Türkiye Komünist Emek Partisi’ne (TKEP) dönüşecekti.
THKO’dan türeyen üçüncü bir grup ise Türkiye Devrimi’nin Yolu’dur. Türkiye Devriminin Yolu Hüseyin İnan tarafından kaleme alındığı söylenen teorik yazının ismidir ve grup başlardan bu görüşü benimsediği için bu isim ile anılmıştı. Daha sonra bu görüşte olan grup, ismini Türkiye İhtilalci Komünist Birliği (TİKB) olarak duyurmuştu.
68 Kuşağına dahil olan ve 12 Mart askeri yönetimi koşullarında kurulan bir başka siyasi hareket ise Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’dir. (TİİKP)
Bu siyasi hareket 78 Kuşağı öncesinde önemli bir bölünme yaşamıştı.
Bu bölünme sonunda TİİKP içerisinde bir grup genç, Mao’nun Çin’deki “Halk Savaşı” ve “Kurtarılmış Bölgeler” tezini benimsemişti. Kadrolarını İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşlarının oluşturduğu bu grup, daha sonra Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist (TKP-ML) ile Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’nu (TİKKO) kurmuşlar, Devrim hareketini başlatmak için de Türkiye’de “Kurtarılmış Bölgeler” oluşturulması amacıyla silaha sarılmışlardı. Ancak bu siyasi örgütlenmenin kadrolarının birçoğu 12 Mart döneminde vurularak ve işkence edilerek öldürüldü.
Türkiye’de ismi, 68 ve 78 Kuşağı Devrimcilerine işkence yapılan yer olmakla ünlenmiş Diyarbakır Hapishanesi, 68 kuşağının “ser verip, sır vermeyen” efsanevi isimlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın işkenceyle öldürüldüğü adres oldu.
Kaypakkaya, 68 Kuşağı içerisinde Kemalizm'in küçük burjuvazinin ulusalcı ve anti-emperyalist kesiminin bir ideolojisi olduğu yolundaki siyasi görüşleri sert bir dille reddetti. Bu nedenle Kemalist ideoloji ile hiçbir ittifaka girilemeyeceğini, Kürtlerin ayrı bir ulus olduğunu ve kendi kaderini tayin edebilme hakkı bulunduğunu açıkça ortaya koyan 68 Kuşağının tek siyasi kişiliği o oldu.
Kaypakkaya’nın katledilmezden önce arkadaşlarıyla birlikte temelini attığı TKP-ML ile TİKKO, 78 Kuşağı yıllarında yeniden faaliyete geçti.
Yaygın adıyla TİKKO’cular diye anılan örgütlenme, 78 Kuşağının diğer siyasi hareketlerinde olduğu gibi ismini haftalık olarak yayınlanan Halkın Birliği gazetesinden alacaktı. Bir süre sonra Halkın Birliği kendi içerisinde ikiye bölününce, bu bölünmeden “Devrimci Halkın Birliği” adında yeni bir haftalık gazete ve yine ismini yeni çıkan bu gazeteden alan yeni bir siyasi hareket (Devrimci Halkın Birliği) türeyecekti.
12 Mart döneminde TİİKP kadrolarının birçoğunu Aydınlık dergisi çevresinde toplayan Doğu Perinçek ise, kopup giden İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşlarına rağmen entelektüel yönden 78 Kuşağı siyasi hareketleri arasında belki de en gelişkin ve en tecrübeli kadrolara sahipti. Mao’nun “Üç Dünya Teorisi”nin Türkiye koşullarına uyarlanması için kolları sıvayan Perinçek, bu teorinin bir sonucu olarak dünya’da gelişen emperyalist güç diye tanımladığı Sovyet Sosyal Emperyalizmi ve işbirlikçilerine karşı, gerileyen emperyalist güç dediği ABD Emperyalizmi ve işbirlikçileriyle ittifak yapılmasını savundu. Hatta bu teorisini 78 Kuşağı yıllarının sonuna doğru pratikte Sosyal Faşist olarak nitelediği SBKP taraftarlarına karşı Ülkücülerle birlikte hareket ederek hayata geçirme girişiminde bulunmaya kadar götürdü. Ancak, birçok entelektüel üyeye sahip bu örgütün her zaman için çok az taraftarı oldu. Perinçek ile özdeşleşmiş Aydınlık grubu, 78 Kuşağının daima marjinal taraftara sahip bir örgütlenmesi olarak kaldı.
Öte yandan 78 Kuşağı yılları başında, 68 Kuşağı döneminden Dr. Hikmet Kıvılcımlı çevresinde toplanmış ve “Doktorcu” olarak isimlendirilen taraftarlar, 1975 Ocağında 20 yıl kadar önce kurulan “Vatan Partisi”nin devamı olarak faaliyete gösterdiler. Dr. Kıvrılcımlı’nın siyasi tezlerini benimseyen “Vatan Partisi”, bir süre sonra kendi içerisinde antlaşmazlığa düşünce 78 Kuşağının diğer siyasi hareketleri gibi bölünmekten kurtulamadı.
TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar ve arkadaşları tarafından 1975’in Mayıs’ında kurulan Sosyalist Devrim Partisi (SDP), 78 Kuşağı içerisinde belki de en ilginç siyasal parti oldu. Aybar, dönemin Sovyet yönetimine karşı tavır almakla kalmamış, aynı zamanda, daha da ileri giderek Leninist ve Stalinist parti örgütlenmesine de açık eleştiriler getirmişti. Ayrıca yöneticiliği, emekçilerden kopmuş bürokratik bir meslek haline getiren siyasal anlayışa karşı çıkmış, bu bürokratlaşmanın sosyalizme Dünya çapında büyük zararlar getirdiğini de izaha girişmişti.
1975 yılında kurulan Türkiye Emekçi Partisi (TEP) ise 68 Kuşağının siyasi duayenlerinden ve Türkiye solunda ilk defa Milli Demokratik Devrim’i (MDD) ortaya atıp tartıştıran ve de enternasyonalizmin pratikteki en güzel örneğini Türkiyeli bir komünist gerilla olarak Yunanistan iç savaşına katılmakla veren Mihri Belli’nin damgasını taşıyordu. Ancak TEP solda oldukça popüler bir isme sahip bu liderine rağmen, 78 Kuşağı döneminde sadece bir tabela partisi olarak kaldı.
1 Mayıs 1975 tarihinde kurulduğunda “ikinci TİP” diye de anılan Türkiye İşçi Partisi ise 78 Kuşağı döneminde isminden epeyce bahsettirdi. Parti yönetimi, Sovyetler Birliği’ne daima sadık kaldı. Yönetim kadrosunda 1960’lı yılların sendikacı ve aydınları bulunan ve Behice Boran’ın isminin öne çıktığı TİP, Sovyetler Birliği’ni sosyalizmin siyasi ve ideolojik merkezi olarak benimsedi. Türkiye’de ittifak yapacağı grupları da en başta bu kritere (SB yanlısı veya SB karşıtı) göre saptadı. Behice Boran liderliğindeki parti yönetimi, Sovyetler Birliği’ni revizyonist olarak eleştirenlerle partinin arasına daima bir sınır ve mesafe koymaya özen gösterdi. SB’ni, Sosyal Emperyalist veya ABD ile aynı kefeye koyarak birlikte iki süper güç olarak eleştiren siyasi hareketlerle arasına kalın bir çizgi çekerek onları tamamen düşman saflarda gördüğünü ilan etti. 78 Kuşağının ilk yıllarında bir dönem DİSK içerisinde etkin olan TİP, daha sonra TKP’nin (Türkiye Komünist Partisi) devreye girmesiyle giderek küçüldü.
TSİP’e (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi) gelince. TSİP, “ikinci TİP”den daha önce kurulduğu için, kuruluşunun daha ilk aylarında gençliğin sol kesiminde bir ilgi odağı olmuştu. Henüz 78 Kuşağının daha yeni yeni ayağa kalktığı dönemde ve daha ortada sosyalist bir parti ya da siyasi hareket ilan edilmiş değilken, sanırım biraz da aceleyle kuruldu. İlk anda çevresinde hatırı sayılır miktarda taraftar topladı. TSİP, SBKP önderliğindeki uluslar arası hareket’in Türkiye’deki temsilciliğine soyunmuştu. Ancak bir süre sonra, gerek 68 siyasi hareketlerinin yeniden örgütlenmesi, gerekse SBKP’nin destekçisi TİP ve TKP’nin devreye girmesiyle, başta edindiği çok sayıdaki taraftar kitlesini kaybetmeye ve giderek küçülmeye başladı. Sonunda da 78 Kuşağı içerisinde marjinal bir parti olup çıktı.
Türkiye Komünist Partisi (TKP) 1974 yılı başında, Atılım Dergisi’ni yayınlayarak Türkiye’ye ilk adımını attığı zaman merkezi yurt dışındaydı. Önceleri pek üyesi ve taraftarı bulunmayan bir tabela partisiydi.
TKP, illegal bir parti olması ve Sovyetler Birliği tarafından desteklenmesi nedeniyle, biraz da bu özellikleri dolayısıyla solun tahayyülündeki “güç ve sağlamlık” sembolü algısıyla ilerledi ve kısa sürede çevresinde epey taraftar topladı.
TKP, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı birkaç sendikanın yöneticileri arasında etkin oldu. Bu TKP’nin yıldızının daha da yükselmesini sağladı. Parti, 1976 yılından itibaren üye kaydını artırdı. Gençlik ve özellikle de yüksek öğrenim gençliği arasında İlerici Gençler Derneği (İGD) ile etkinliğini artırmaya çalıştı. 12 Eylül 1980 öncesinde üye sayısı her ne kadar binlerle ifade ediliyor olsa da, “Sovyetler Birliği’nin Türkiye’deki tek işçi sınıfı partisi” olması konusunda TİP ve TSİP’in varlığı nedeniyle sürekli sıkıntı yaşadı. TKP 1979 yılının ortasında, Merkez Komite üyesi Nihat Akseymen’in, R.Yürükoğlu takma adıyla Türkiye’de devrimci bir durumun yükselmekte olduğunu öne sürmesi ve bunu “Emperyalizmin Zayıf Halkası Türkiye” adlı kitabında ortaya koymasıyla parti içerisinde önemli bir bölünme yaşandı. Akseymen’in partiden atılması ve Londra’ya yerleşmesiyle, TKP de iki grup arasındaki bölünme Türkiye’nin birçok yerinde parti içerisindeki iki ayrı fraksiyonun birbirlerine karşı şiddet kullanmalarına yol açtı.
Buraya kadar, bölünerek ortaya çıkan ve tekrar bölünen 78 Kuşağı siyasi hareketleri ile partileri hakkında genel bir özetleme yapacak olursak:
THKP-C’nin bölünüp ayrışmasıyla Dev Yol, Halkın Yolu, Kurtuluş, Acilciler, Devrimci Sol olmak üzere esas olarak BEŞ siyasi hareketin ortaya çıktığını görürüz. Bunun dışında THKP-C mirasçısı siyasi grupların olmadığını yazmam zor. Ancak o yıllarda yukarıdaki beş örgüt kadar ses getirmediklerini düşünüyorum.
THKO’dan ise, Halkın Kurtuluşu-TDKP, Emeğin Birliği-TKEP, Türkiye Devriminin Yolu-TİKB olmak üzere ÜÇ siyasi hareket doğmuştu. Halkın Kurtuluşu bu dönemde bir kez bölünmüş ve kendisinden kopan siyasi grup kısa bir dönem varlığını sürdürmüş, kalıcı bir siyasi harekete dönüşememişti. Bu nedenle burada THKO’dan üç siyasi hareket ortaya çıktığını yazmakla yetineceğim.
TİİKP’den ise TKP-ML TİKKO ile Perinçek’in Aydınlık grubu ortaya çıkmıştı. Sonra TKP-ML TİKKO yeniden bölünerek, ismini haftalık gazetelerden aldığı, Halkın Birliği ve Devrimci Halkın Birliği diye iki siyasi hareket olmuştu. Böylece 68’in TİKP’inden de toplam ÜÇ siyasi hareket doğmuş oldu.
Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın taraftarları da 78 Kuşağı döneminde İKİ’ye bölünmüşlerdi.
M. Ali Aybar’ın SDP’si, Mihri Belli’ni TEP’i, B. Boran’ın TİP’i, Ahmet Kaçmaz’ın TSİP’i, TKP ve onun doğurduğu R. Yürükoğlu kod adıyla N. Akseymen grubunun TKP-B’si olmak üzere ALTI siyasi partiyi daha hesaba katarsak, 78 Kuşağı solunun ilk anda toplam ONDOKUZ parçaya bölünmüş olduğunu görürüz.
68 Kuşağı döneminde Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO) ismi altında kendi derneklerini kuran Kürtler, 78 Kuşağının ilk yıllarında, Doğu Demokratik Kültür Dernekleri (DDKD) olarak daha çok büyük kentlerdeki yüksek öğrenim gençliği arasında faaliyetlerini sürdürmüşlerdi.
Buna karşın 78 Kuşağı boyunca Kürtler ayrı örgütlenme konusunda, 68 Kuşağının Kürtlerinden farklı davrandılar. Nitekim 78 Kuşağı yılları boyunca Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güney Doğu Anadolu coğrafyasında ayrı örgütler kurarak ayrı siyasi faaliyetlerde bulundular.
Böylece 78 Kuşağı ortalarına kadar, bir yandan Türk Solu ile birlikte aynı örgüt çatısı altında Türkiye Devrim mücadelesine katılan Kürtler, diğer yandan da yavaş yavaş kendi ayrı örgütlerini ilan etmeye başlarlar.
Ancak 78 Kuşağı Türkiye siyasi hareketinde olduğu gibi, Kürt siyasi hareketleri de başlarda bölük pörçüktü.
78 Kuşağı yılları boyunca, Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi (TKDP), Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi ( TKSP), Rizgari, Ala Rizgari, Kawa, Denge Kawa, Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK), Yekitiya Sosyalista Kürdistan – (YSK), Tekoşin, Kürdistan Kurtuluş Harekatı (TEVGER), Kürdistan İşçi Partisi (Partiye Karkeren Kürdistan /PKK)… (5)
12 Eylül 1980 öncesi dönemi gelip çattığında belli başlı toplam ON Kürt örgütünün varlığı söz konusuydu.
Bu örgütlenmelerin çoğu, Türkiye’deki diğer on dokuz siyasi hareket gibi Marksist olduklarını öne sürmekte ancak onlardan farklı olarak, “Kürt Ulusunun Kurtuluş Savaşı’nı öne alan Ulusal bir Devrim” yapma iddiasıyla “TC Devletinin sömürgeciliğine” karşı çıkmaktaydılar.
Böylece 78 Kuşağı yıllarında, hepsi de “sol” ve birçoğu da Marksist-Leninist olduğunu öne süren toplam YİRMİDOKUZ siyasal parti, hareket, grup ya da fraksiyon toplamına ulaşırız. 78 Kuşağının son yıllarında bir siyasi hareket olarak ortaya çıkan ve 12 Eylül’ün hemen sonrasında partileştiğini öne süren PKK, bir yönüyle bütün bunların arasında 78 Kuşağından günümüze aktif olan tek örgütlenmedir. Kurucusu ve lideri Aptullah Öcalan’ın belirgin ağırlığının taşıyan PKK bugün itibarıyla oldukça büyük bir taraftar kitlesine ve hatta savaş deneyimi olan silahlı gerillalara sahiptir. Kürt nüfus üzerinde etkisi büyük bir siyasi güç olan PKK, günümüzde Kürt Sorunu içerisinde çok önemli bir aktör olmayı sürdürmektedir.
Elbette bu yirmi dokuz örgütlenme dışında daha önce de belirtmiş olduğum gibi, atlamış ya da ihmal etmiş olabileceğim başka siyasi hareketler de olabilir. Ancak bunların buradaki yirmi dokuz siyasi hareket kadar etkili oldukları ve 78’li yıllarda isimlerinden bahsettirecek kadar öne çıktıklarını söylemenin güç olduğunu düşünüyorum.
……………………………………….
(1) Aslında bu siyasi hareketin adı “Halkın Devrimci Öncüleri” idi. Ancak grup siyasi çizgisini anlatmak için çıkarmış olduğu Türkiye Devriminin Acil Sorunları” isimli kitapçığı yazdı ve yayınladı. İlk birkaç eylemden sonra grubun ismi Hürriyet gazetesi tarafından yapılan yayınlarda kitaba atfen “Acilciler” olarak kullanıldı. Daha sonra bu isim Türkiye 78 Kuşağı siyasi hareket arasında tarafından da benimsendi.
(2) Mahir Çayan’ın o dönem yurt dışındaki eşi olmalı.
(3) Emin Karaca, 12 Eylül’ün Araka Bahçesinde Avrupa’daki mülteciler, sf.183, siyahbeyaz yay.
(4) a.g.y. sf 165
(5) En son ağırlıklı olarak Dev-Yol hareketi içerisinden gelen ve ilk dönemde liderleri Apdullah Öcalan’ın isminden dolayı, “Apocular” olarak da anılanbu siyasi hareket, 12 Eylül 1980 sonrasında “Kürdistan İşçi Partisi” anlamına gelen “Partiye Karkaren Kürdistan” (PKK) adını aldığını ilan edecekti. Bununla ilgili olarak 12 Eylül sonrasında ancak bir yıl kalabildiğim ve daha sonra atıldığım ODTÜ yurtlarındaki tüm odalara öğrenciler gece yarısı uykudayken, hatırladığım kadarıyla Erdal Eren’in idamı ile ilgili olarak dağıtılan bildiri dışında, bir de PKK’nın kuruluşu ile ilgili bildiri dağıtılmıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder